Çevrenin güzelleşmesi ve temizliğin sağlanabilmesi için en lüzumlu vâsıta “su”dur. Daha da ötesi hayatın devam etmesi suya bağlıdır. Zira su hayattır ve bütün canlıların esasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Allah, her canlıyı sudan yarattı” buyrulur. (Nûr, 45; Enbiyâ, 30)

Kur’ân-ı Kerîm “su”ya sık sık atıflarda bulunur. Yağmurun nasıl oluştuğundan, bulutların yağmura dönüşme safhalarından, yağmurun hassas bir ölçüyle yeryüzüne indirilip onunla ölü toprağın diriltilmesinden, yer altı sularından, suyun çevriminden ve kirli suların arıtılmasından bahseder.[1]Bunların insanlar için ne büyük nimetler olduğuna dikkat çeker ve yağmura “rahmet” ismini verir.[2]

SUYUN ÖNEMİ

Suyun kıymetini en iyi şekilde idrak eden Müslümanlar, kendilerine su ikram eden kişiye, “Su gibi azîz ol!” diye dua ederler. Bu sebeple de su hizmetlerine ehemmiyet verirler. Bilhassa Kâbe’nin yanında hacılara su ve şerbet ikram etmeyi büyük bir şeref ve mühim bir vazife sayarlar:

Peygamber Efendimiz’in amcası Hz. Abbâs’ın Tâif’te üzüm bağı vardı. İslâm’dan önce de sonra da oradan kuru üzüm taşır, Zemzem’in içine katarak hacılara ikrâm ederdi. Kendisinden sonra oğulları ve torunları da hep böyle yaptılar. (İbn-i Hişâm, IV, 32; İbn-i Sa’d, II, 137; Vâkıdî, II, 838)

Allah Rasûlü (s.a.v) hacda kurbanını kestikten sonra devesine binip Beyt-i şerif’e geldi. Mekke’de öğle namazını kıldırdı. Daha sonra Harem-i Şerif’teki su ve şerbet ikrâm edilen sebîl mahalline gelerek içecek istedi. Abbâs (r.a), oğluna:

“–Fadl! Annene git ve yanındaki husûsî içecekten Peygamber Efendimiz’e getir!” dedi. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:

“–Hayır, bana herkesin içtiği bu içecekten ver!” buyurdu. Hz. Abbâs:

“–Yâ Rasûlallah, buraya bazen insanların eli dokunuyor” dedi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Olsun, sen insanların içtiği yerden ver!” buyurdu ve Hz. Abbâs’ın ikram ettiği meşrubatı içti. Sonra Rasûlullah (s.a.v) Zemzem kuyusuna geldi. Hz. Abbâs’ın âilesi burada kuyudan su çekiyor ve hacılara ikram ediyorlardı. Rasûlullah (s.a.v):

“–Ey Abdülmuttalib oğulları, çekiniz! Siz sâlih bir amel üzeresiniz!” diye taltîf buyurdu. Sonra:

“–İnsanlar, (benim yaptığım bir şeyi tatbik etmek için) hücûm edip başınızda kalabalık etmeyecek olsalardı, ben de devemden iner, kuyunun ipini şuraya koyar, sizin gibi su çekerdim” buyurdu. Bu esnâda eliyle mübârek omzuna işâret ediyordu. (Buhârî, Hac, 75)

Bir gün bir bedevî Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e gelerek:

“‒Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyleyebilir misiniz?” dedi. Nebî (s.a.v):

“‒Sen bu ikisi sebebiyle mi amel ediyorsun?” buyurdu. Bedevî:

“‒Evet.” cevabını verdi. Efendimiz (s.a.v) şu tavsiyede bulundu:

“‒Her zaman adâleti söylersin, yani hep âdil davranır, devamlı doğru söyler ve her zaman gerektiği gibi konuşursun ve ihtiyâcından fazla malını Allah yolunda infak edersin!”

Bedevî:

“‒Vallâhi her vakit adâleti söylemeye gücüm yetmez, ihtiyaç fazlası malımı da infak edemem!” dedi. Rasûlullah (s.a.v):

“‒O hâlde yemek yedirir, selâmı yayarsın!” buyurdu. Bedevî:

“‒Bu da aynı şekilde zordur.” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v):

“‒Develerin var mı?” diye sordular. Bedevî:

“‒Evet!” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle devam etti:

“‒Develerinden birini seç ve bir de su kırbası al, sonra su temin etmekte zorluk çeken bir ev halkının su ihtiyâcını karşılayıver. Umulur ki deven ölmeden ve su kırban eskimeden cennet sana vâcip olur!”

Bedevî tekbir getirerek gitti. Hakîkaten de su kırbası eskimeden ve devesi ölmeden şehîd edildi. (Heysemî, III, 132; Mamer bin Râşid, el-Câmi, I, 456; Beyhakî, Şuab, V, 64)

İNSANLARA SU İKRAM ETMENİN FAZİLETİ

Resûlullah (s.a.v), insanlara su ikram etmenin faziletini şöyle anlatmıştır:

“Kıyâmet günü cehenneme gidecek bir kişi cennet ehlinden birine rastlar ve:

«–Ey filân! Hatırladın mı sen su istemiştin de ben sana bir içimlik su vermiştim?» der (ve bu sûretle şefaat ister). Mü’min de o kimseye şefaat eder. Bir diğeri, yine cennetlik olan birinin yanına varır ve ona:

«–Hatırlıyor musun, sana birgün abdest suyu vermiştim?» diyerek (şefaat ister. O da hatırlar) ve ona şefaat eder. Yine cehennemlik olanlardan biri, cennetlik birisine:

«–Ey filân! Beni şöyle şöyle bir işe gönderdiğin günü hatırlıyor musun? Ben de o gün senin için gitmiştim» der. Cennetlik olan kimse de ona şefaat eder.” (İbn-i Mâce, Edeb, 8)

Allah Rasûlü (s.a.v) Ensâr’dan bir hastayı ziyaret etmişti. Elini alnına koyup:

“–Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. Hasta cevap vermedi. Yanındakiler:

“–Yâ Rasûlallah! O sizi farkedemedi” dediler. Resûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Öyleyse beni onunla başbaşa bırakın!” buyurdu. İnsanlar dışarı çıktılar. Allah Resûlü (s.a.v) elini kaldırdı. Hasta, “Elini tekrar koy!” diye işâret etti. Efendimiz tekrar:

“–Ey fülan, kendini nasıl hissediyorsun?” buyurdu. Hasta:

“–İyi hissediyorum. Yanıma biri siyah diğeri beyaz iki kişi geldi” cevabını verdi. Resûlullah (s.a.v):

“–Hangisi sana daha yakın?” buyurdu. Hasta:

“–Kara olan bana daha yakın” dedi. Peygamber Efendimiz:

“–Öyleyse iyilik az, kötülük çok!” buyurdu. Hasta:

“–Yâ Rasûlallah, dua buyurun da istifâde edeyim!” dedi. Allah Rasûlü; “Allah’ım! Çoğunu bağışla, azını tamamla!” diye dua etti. Sonra:

“–Ne görüyorsun?” buyurdu. Hasta:

“–Anam babam sana fedâ olsun, hayır görüyorum. İyiliğin çoğaldığını, kötülüğün azaldığını görüyorum. Siyah da benden uzaklaştı” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Hangi amelin sana daha çok sahip çıkıyor?” buyurdu. Hasta:

“–Ben hayattayken su dağıtırdım…” cevabını verdi. (Heysemî, II, 322, 324)

Rasûlullah (s.a.v), içtiği suyun temiz ve tatlı olmasına dikkat eder, suyu tatlı olan kuyuları tercih eder ve suların kirletilmesini yasaklardı.[3]

Aynı şekilde İslâm, abdest alınacak suyun temiz olmasını şart koşar; tadı, rengi ve kokusu değişmiş olan suların içilmesini ve kullanılmasını istemez.

“İSRAF ETMEYİN”

Burada zikredilmesi gereken diğer bir mesele de, tabiatın, çevrenin ve suyun israf edilmemesidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…İsrâf etmeyin; çünkü Allah isrâf edenleri sevmez.” (En‘âm, 141)

“İsraf edenler şeytanların arkadaşlarıdır.” (İsrâ, 27)

Rasûlullah (s.a.v), ashâbında Hz. Sa‘d’ın yanına uğramıştı. Sa‘d namaz için abdest alıyor, suyu bolca kullanıyordu. Peygamber Efendimiz:

“–Bu israf da ne?” buyurdu. Sa‘d (r.a):

“–Abdestte de israf olur mu?” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Evet, akan bir nehir kenarında olsan bile!” buyurdu. (İbn-i Mace, Taharet, 48; Ahmed, II, 221)

Allah’a ibadet için abdest alırken bile suyun israf edilmemesi isteniyorsa, diğer durumlarda israfa hiç müsaade edilmeyeceği âşikârdır.

[1] Nûr, 4; Zuhruf, 11; Zümer, 21; Vâkıa, 68-70; Nâziât, 31; Furkân, 48.

[2] A‘râf, 57; Şûrâ, 28.

[3] Buhârî, Vudû’, 68; İbn-i Hacer, İsâbe, III, 615.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yayınları